Amaç Karadut Reçeliydi ^.^

 
   Dünden beri annem Site bahçesindeki Karadut ağaçlarından birinin yerlere kadar sarkan dallarından ve kimsenin toplamadan çürüyüp gideceklerinden bahsediyordu. Bizde bu gün karar verdik toplamaya. 
    Doğal olarak Karadut ağacının üzerindekilerin 10`da 1`ini bile toplama imkanımız yoktu. Yerler çoktan dökülenlerle doluydu. Kuşların didikleyip yarım bıraktıklarına sinekler üşüşmüştü. Doğal olarak kolay toplama yöntemi olan ´´ser altına çarşafı, salla dalları`` tarzında ki girişimimiz pek sonuç vermedi çünkü dalla dağınık, çarşaf küçüktü. Siz siz olun bu tarz renk veren ve rengi kolay çıkmayan meyveler için gözden çıkardığınız ve renkli bir çarşaf kullanın.
    Biz vaz geçtik sallamadan ve aldık ellerimize kaplarımızı, dallardan direkt toplamaya başladık ^.^ Sonuç iyi güzel de, hesapta olmayan elle toplama uğraşı eldivensiz olmuyormuş ^.^ Kına yakmadan hallice renklenen ellerimiz bir kaç yıkamada geçer umarım. Sizinde bildiğiniz renk veren ve zor çıkan meyve ve yemiş var ise yazıverin yorum kısmına ^.^
    Elbette mutlu mesut eve dönerken aklıma geldi terliklerin altlarını temizlemek. Malum onca Karadutun üzerine bastık, binada yeterince böcek var birde onları kapı komşumuz yapmayalım değil mi! 
    Dışarıdan toplanmış bir meyve bir çok şey barındırır. Görebildiklerimiz ve göremediklerimizle. Bu sebeple benim tavsiyem yıkama anında sirkeli suyla mutlaka böceklerden kurtulma yoluna gidilmesi. Dut türü meyveler yıkamaya pek gelmez. Çabuk bozulur ve dağılır fakat bizim amacımız reçel yapmak olduğundan pek oralı değiliz ^.^
    Annemin aklına gelen yeni fikirle daha fazla Karaduta ihtiyacımızın olacağı anlaşıldı. Yaz sezonu içecek hazırlıkları içine Karadut suyunu da eklemeye karar verdik. Karadutu elekten geçirip, suyunu çıkartıp buzdolabında donduracağız. Portakal ve limonlara yaptığımız gibi. O yazıma buradan ulaşabilirsiniz ^.^
    Herkese iyi bir Pazar günü dilerim.

İnternet Diyetine Başladım

 
    Bu bir kısmınızın zannettiği gibi kilo verme amaçlı diyetlerden değil ^.^
    Bir kesimimiz gibi bende her günümü İnternet de gezinerek geçiriyorum. Bir çok şeyi, özellikle mevsimin en tatlı zamanlarını kaçırıyorum. Bulunduğum yerin (Alanya) ne çok sıcak, ne çok soğuk olduğu, baharın yaza doğru geçişi.
    İşte bu sebeple haftanın bir günü yani Perşembe günleri İnternet ile bütün bağımı kesmeye karar verdim.
    Günüm güzel geçiyordu. Annemle balkonda oturup blog muhabbeti yaptık. Biraz beyin fırtınasıyla yeni yazılara başlıklar koyduk. Bir Türk kahvesi yanında da bir parça bitter çikolata. Güneşli temiz bir hava, kuşlar cıvıl cıvıl ^.^
    Sonra annem demez mi ´´Artık ön balkon demirlerini de boyasan diyorum!`` o.O
    Rüzgar çıkmasaydı eğer, güneşi batırır öyle içeri girerdim herhalde. Kaptırmışım kendimi boyaya. Amele yanığı olmuşumdur yüksek ihtimalle. Bacaklar ve eller gene tutmuyor ^.^ ´´Spor oldu`` diyerek kendimi kandırsam da hani ´´cılkım çıktı`` derler ya, aynen o haldeydim.
    Biraz dinlenmeden duş alabilecek durumda bile değildim. Yinede diyorum hep, sonucu tatmin edici aktiviteler zinciriyle, İnternetsiz ilk Perşembe günüm geçti. Akşamı da kitap okumayla kapattım ^.^
    Bana ulaşmak isteyen olursa, aklınızda olsun, Perşembe günleri ´´Offline`` durumdayım.
    Hahaha! Sanki çok arayanım, soranım varmış gibi ^.^
    

´´Meydan Okuyorum!`` a Bende Katılıyorum


    Sevgili ilham kedisinin günlüğü blogunda bir Meydan Okuma başlatmış. Baktım baktım sorular pek güzel. Dedim ki neden olmasın nede olsa hayattan deneyimler işleniyor. Ama biraz daha cesaret istiyor cevaplar. Malum özele kayanlar da var. Şahsen pek takılmadım bu konuya ve kabul ettim Meydan Okumayı ^.^
     Eğer sizde katılmak istiyorsanız ´´ilham kedisinin günlüğünü`` bir ziyaret edin önce derim.
    Gelelim sorulara ve benim cevaplarıma ^.^


1.Nasıl bir apartmanda büyüdün?
        (Ben asker çocuğuyum bu sebeple genel olarak askeri lojmanlarda büyüdüm diyebiliriz. Hani şu tek örnek olanlarda.)
2.Çocukluk eğlencen neydi?
        (Tek başımayken karıncalara ekmek kırıntısı vermeyi ve onların taşımalarını izlemeyi severdim. Birde bir şişe suyla dışarı çıkar, topraktan küçük ev eşyaları yapardım.)
3.Yedi yaş pantolonunu bulsak cebinden ne çıkardı?
        (Hayatta bulamazsınız, hadi buldunuz diyorum kesin ot, çiçek kurusu falan çıkardı.)
4.Çocukluk kahramanın kimdir?
        (Benim dönemimde öyle süper kahraman var mıydı ya! Tv olan evler bile sayılıyken biraz zor ^.^ Seç birini dersen Atatürk derim.)
5.Gereksiz bir yeteneğin var mı?
        (Çok düşünmek. Ne gerek var bu kadar düşünmeye ki! Düşünmeden de yaşanıyormuş, onu öğrendim.)
6.Hastası olduğun bakkal ürünü hangisi?
        (Tipitip ^.^)
7.En saçma zevkin?
        (Bana kalırsa hiçbir zevkim saçma değil ama blog yazma olabilir. Nede olsa adı Arada Saçmalamak Lazım ^.^)
8.En büyük çılgınlığın?
        (Üniversite bitiminde dil için Au-Pair olarak İngiltere`ye gitmem olabilir. Kültürünü, dilini doğru düzgün bilmeden hiç tanımadığım insanların evinde, başıma bir şey gelse ne yapacağımı bilmeden 6 ay geçirdim.)
9.Çocukken en çok korktuğun şey?
        (Çocukken korku hissim olmadığını söyler annem, bu yüzden bana bu duyguyu aşılamaya çalışmış. Sonuç, en korktuğum şey Annem oldu ^.^)
10.En sevdiğin ve sevmediğin özelliğin?
        (´´Ben mükemmelim`` triplerimi atıp moralimi düzeltmeyi severim ama onun üzerine ateşle gidip körükleyen Ego`mu sevmiyorum ^.^)
11.Karşı cins karşısında en çok utandığın an?
        (Çekiciyse gözlerinin içine bile bakamam ^.^ ötesi mi var!)
12.En maskulen/feminen yanın nedir?
        (En maskulen tarafım, evdeki tamirat işlerinin benden sorulması. Su, elektrik vs. bana bakar. En feminen tarafım, gözlerimin güzel olduğunu söylüyorlar ^.^)
13.Asla cesaret edemeyeceğin bir şey?
         (Eskiden oldukça cesur bir yapımın olduğunu söyleyebilirim. İnada binerse her şeyi yapabilirdim. Taaki önüme yemek olarak bir tabak salyangoz konulara kadar. O gün hayatımda yeni bir sayfa açıldı ^.^)
14.En sevdiğin fiziksel acı?
         (Ayol bunu yazarsam herkes yanlış anlar! Kızardım mı ne! ^.^ Çok merak eden özelden sorsun şekerim ^.^)
15.Almış olduğun en saçma teklif?
         (Evlenme teklifleri. Hiç evlenmedim, durum anlaşılmıştır sanırım.)
16.Kendini çok değerli hissettiğin bir an var mı?
         (İşe yarar olduğum her an.)
17.Annenden ve babandan ne öğrendin?
         (Annemden hem anne hem de baba aynı anda nasıl olunur onu öğrendim. Gözüm yemedi hala bekarım ^.^ Babamdan alet, edevat kullanmasını, balık tutmasını, boya-badana yapmasını öğrendim. Baya da işime yaradı yani.)
18.Hangisi daha olası; cadı, vampir, kurt adam? Ve tabii ki neden?
         (Cadı elbette. Tarihte resmi kayıtları olan şeylerden biri. Bildiğim kadarıyla Avrupada Büyücülük okulu bile var.)
19.Manzarasız müthiş bir daire mi, manzaralı tek odalı bir daire mi?
         (Büyük evler bana sıcak gelmediğinden tek odayı alayım.)
20. Hayat sana ne öğretti?
         (Daha öğrenilecek çok şey olduğunu.)

Buyurun Misafirim Olun - Bir ^.^

 
 

     2017`nin Nisan ayından beri yazan sevgili blogger arkadaşımız herteldenşef ´´Buyurun Misafirim Olun`` çağrıma ilk yanıt veren oldu. Hatta epey şaşırdım bu kadar çabuk yanıt almaya diyebilirim.
     Ben herkesi kendim gibi ´´kısa yazar gönderirler bir şeyler`` diye düşünürken sanırım içinde dolup taşana hakim olmayıp ortamını bulunca döktürmüş arkadaşımız. Valla iyi de yapmış ^.^ amaç da buydu zaten.
     Yazılarıyla bana ulaşmak isteyenler hatcepsut@gmail.com adresine mail atabilirler.
     Teşekkürlerimi sunarak sözü kendisine bırakıyorum.

    Bugün de ‘Mış’ Gibi

    Misafir bloggerlık meselesi -özellikle birkaç haftadır- öylesine dikkatimi çekiyordu ki önüme sevgili Arada Saçmalamak Lazım aracılığıyla çıkan bu fırsatı kaçırmak istemedim. Kendisine öncelikle teşekkür ediyorum. 😊 Ben işi kolay sanıyordum meğer baya düşünmek gerekiyormuş. Bir beş dakika 'ne yazsam ne yazsam' diye gidip geldim. Sonra 'en iyisi içinden gelenleri yaz be kızım, ölümlü dünya' deyiverdim. Ve ortaya böyle bir şey çıktı..

    Son zamanlarda her şey üst üste geliyor bu aralar. Bazı günlerin yoğunluğuna neredeyse dayanamayacak gibi oluyorum. Bir yerlerden kesip artırıp bir beş dakika bulayım da gideyim kahvemi içerken canımın çektiği havuçlu kekten yine bir tadayım diye düşünüyorum. Yolda yürürken umarsızca davranan ergenlere, yol verdiğini düşünen ama biraz daha çabalasa kafama çıkacak(!) 'rohohahhohuhiee' gibi absürt gülüşler sergileyen kodamanlara, sigara dumanını ısrarla üzerime üflemekten vazgeçmeyen yeşil gömlekli adama, ağzındaki sakızı on kaplan gücünde çiğnemeyi başaran ve topuklusuyla yürüyemeyen kıza 'eeh yetti be!' gibi sessiz bir çığlık atmak istiyorum mesela. Müşteri hizmetlerindeki 'lütfen bekleyiniz, lütfen bekleyiniz, lütfen bekley..' diye kendinden geçmiş kızı bulup derdini dinlemek istiyorum. Eminim o da şu çilekeş hayatın sillesini yemekten hiç hoşnut değildir. Ya da 'nasıl da oyalıyorum insanları yaşasın ben' diye içten içe keyifleniyordur kim bilir..   
      Eskisine kıyasla neredeyse asırda bir(!) görüşebildiğim arkadaş grubunda tek konunun yüksek lisans- akademik hayat olmasından dolayı hissizleşmiş durumdayım bence. Aynı konuları neden çevirip çevirip konuşuyoruz anlamış değilim, sonra kabuğuma çekilince de kendimi sanki lordun kızıymışım da muhabbete burun kıvırıyormuşum gibi hissediyorum -ki büyük ihtimal onlar da hissediyordur-. Denize düşen yılana sarılır modu literatürden kalksın istiyorum. Aydınlık günlerde 'aman cicim ölümüne kardeşiz' yargılarının ışıklar sönünce 'sen aslında şusun busun bunlarsın' tarzı bir evrilme yaşamasına hem sitem ediyor hem de pek önemsemiyorum aslında. Bazen yorgun bıkkın bazen huzurlu eve dönmüşken her TV açışımda tek gördüğüm şeyin survivor zımbırtısı olmasını istemiyorum. Gerçi türlü çeşit manasız program arasından belki survivor kötünün iyisidir de, neyse işte. 
    Geçiş dönemi mevsimlerinin belirsizliğinden galiba nefret ediyorum. Ne giyileceğinin beş bilinmeyenli bir denklem olduğu şu günlerin acilen net bir mevsime geçiş yapmasını diliyorum. Instagramın en kısa zamanda kendisine bir çeki düzen vermesi lazım zira herkes, her şey birbirine girmiş durumda ve şu anlık hikaye paylaşım zamazingosunun amacına uygun kullanılmasını gönülden istiyorum. Aynı paylaşımı her platformda paylaşanlara para cezası uygulansın mesela, nasıl?!
    Ayy düşündüm de bu isteklerin hiçbiri gerçekleşmeyecek ve ben de her geçen gün aynı kelimeleri savurmaktan heralde bir yerlerde devreleri yanmış vaziyette tarihe gömüleceğim. Ama büyük bir istikrarla 'ıh cınım ivit ivit' şeklinde çiçek çocuk- muş gibilere de devam etmeyi bir borç bileceğim. Mukadderat.. 
    Sahi şu dünyada her nefes alıp verişimizde '-mış gibi' ler hiç bitmeyecek değil mi?


    Blogger arkadaşımızın diğer yazılarına aşağıdaki linkden ulaşabilirsiniz.




Buyurun Misafirim Olun ^.^

 
    Misafir Blogger olayını bir çok yerde görüyorum ama pek cesaret edemiyordum. Nede olsa ben yeni blogger oldum ve takip edenim sevenim 100 leri aşmadı henüz. Fakat fark ettim ki ne kadar çok çabalarsam değilde, doğru şekilde çabalarsam ulaşabiliyorum insanlara. Bunlardan biride Misafir Blogger etkinliği.
    Bana ana sayfamda ki ´´Bana Ulaşmak İsteyenler`` bölümünden mail adresime ulaşabilirsiniz. Her hafta bir yazı yayınlayabilirim ^.^
    Sizde arada saçmalamak isterseniz eğer buyurun beklerim.  
    Yeni ya da eski, tanıdık ya da tanımadık bütün blogger arkadaşlar, birbirimize faydalı olalım yeter. Sevgilerimle ^.^

    Not:Yazılarınızda çok fazla link vermezseniz sevinirim. Blogunuzun linkini zaten ben yazı sonunda veririm.

Bilgi

*Burada ki yazıların hepsi (konuk bloggerlar hariç) bana yani blog yöneticisine hatcepsut (Fulya Erdoğan) aittir. Hikayeler başka bir yerde kullanılamaz.
*Yorumların sorumluluğu yorumcunun kendine aittir.
*Güncellenen konuların başlıklarının yanına + işareti konulmuştur. Ne kadar çok işaret varsa o kadar güncellenmiştir.
*Fotoğraf ve resimlerin üzerinde @hatcepsut ibaresi olanlar, kendi çekimlerim ve tasarımlarım olur.

Farklı Bir Ortam

Bana Ulaşmak İsteyenler

Ad

E-posta *

Mesaj *

Copyright © 2013 Arada Saçmalamak Lazım ^.^ Download Blogger Templates